Kullanıcı Paneli



 
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Alt 22.02.09, 03:03   #1
Evrim
VIP Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 113
Tesekkür: 0
45 mesajına 63 teşekkür aldı.
Rep Gücü: 57
Rep Puanı: 2711
Evrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği ÇokEvrim Forumda Emeği Çok


Standart Yeniçeri Ve Kapıkulu Süvarilerinin İsyanları

YENİÇERİ VE KAPIKULU SÜVARİLERİNİN İSYANLARI


Herhangi bir sebepten dolayı isyana karar vermiş olan kişiler isyanı planlamak için kendilerini rahat ve güvende hissedebilecekleri ve taraftar desteği kazanabilecekleri mekanlar seçerler Yeniçeriler genellikle Et Meydanı'ndaki kışlalanna yakın olan Orta Camii'ni tercih ederken sipahilerin toplantı yerleri ise şehrin çeşitli semtlerinde bulunan ve bekarların, işsiz güçsüzlerin barınağı olan hanlar olmaktaydı Ulemanın isyan konusunda karar aldıklan yerler camiilerdi ve bu da genellikle medreselerle bir arada bulunan Fatih Camii'ydi 16 yüzyıldan sonra yeniçerilerin toplumsal bağlamım artmasıyla birlikte isyan propagandası ve planlamasının yapıldığı yerler de değişti Halkın topluca bulunduğu yerler olması hasebiyle kahvehaneler ve nispeten meyhaneler en uygun isyan mekanları haline geldiler
Osmanlı topraklarında ilk olarak 16 yüzyılın sonlarına doğru görülmeye başlayan kahvehaneler isyanlann planlanması için ideal yerler olmuştur Nitekim Berkes, kahvehanelerin, (Kahvenin İstanbul'a ilk defa 1555 yılında Halebli Hakem ile Şamlı Şems tarafından getirilmiş olduğu söylenir Ayrıntılar içinbkz Danişmend, C:2, 1971: 299) Osmanlı ülkelerinde, özellikle İstanbul'da, cami ve mescidin yerini alan ilk siyasi dedikodu, hatta komplo yuvaları olduğunu, daha kötüsü, kahvehaneler ve meyhanelerin reayanın uğrağı, eğlenme ya da dinlenme yeri olmaktan çok, hükümet için korkunç bir gücün, Yeniçerilerin ve Bektaşilerin, ayaklanma karargahları haline gelmiş olduklarını anlatir Avrupa'da bile hükümetleri korkutan kahvehaneden korkmakta Osmanlı devletinin daha haklı endişeleri vardı Osmanlı devletinin tebaasının, yani reayanın camiden, mescitten, kiliseden başka gidecek, toplanacak yeri yoktu Buralarda da sadece vaizleri dinlerlerdi Askerler ya kışlalarda ya da tımar bölgelerinde, kalelerde yaşarlardı, çalışırlardı Halkın toplanıp konuşabileceği hemen hemen hiçbir düşünce merkezi ve aracı yoktu Böyle bir reayayı, çobana benzetilen bir padişah kendi adamlanyla kolay güdebilirdi (Berkes, 1978: 44) Çamuroğlu, sözü edilen kahvehanelerin bazılarının Bektaşi babalan tarafından adeta tekke olarak kullanıldığı ve bu gibi mekanların yeniçerilerin çok sık olarak uğradıklan yerlerin başında geldiğini belirtmektedir (Ayrıntılı bilgi için bkz Çamuroğlu, Son Yeniçeri, 2001)
Özellikle Galata, Kasımpaşa, Kumkapı ve Samatya'da yoğunlaşan ve Müslümanların da uğrak yeri olan meyhaneler ayaktakımının toplandıkları yerlerin başında gelmektedir (Bu arada yazar, İstanbul'a çeşitli nedenlerle gelen halk yığınlarını şöyle tasvir etmektedir, "iflas etmiş küçük köylüler, çalıştıkları toprakları bırakmış tarım işçileri, eyaletleri sarsan karışıklıklardan kurtulmak isteyen taşralılar, başkente hayatlarını iyi veya kötü yoldan kazanma fırsatını yakalamak için gelen çeşitli uluslardan insanlar ") 17 yüzyıl boyunca artan kıtlık veya mali güçlük anlarında, asker kalabalığını artırmaya her zaman hazır bir halka, hatta gayri memnun zanaatkarlara karşı, hükümetin aynı şekilde karşılık verme konusunda pek fazla bir olanağı yoktur Mantran, C:l, 1990: 101) Bu tip yerlerde toplananlar, askerlerin herhangi bir nedenden ötürü başlattıkları isyanların içine kolayca çekilebilecek bir durumdadırlar Ortaylı, geleneksel toplumlarda da kamuoyunun oluştuğu yerlerin mevcut olduğunu söyleyerek kahvehaneleri, hamamlan ve tekkeleri bunlara örnek olarak vermekte ve IV Murad'ın kahvehaneleri ve meyhaneleri kapatmasının tütün ve içki düşmanlığından değil, devlet sohbeti denen ve buralarda bolca yapılan siyasal dedikoduyu önlemek için olduğunu (Ortaylı, 1983: 174; Danişmend, C:3, 1972: 356-357) ifade etmektedir Nitekim kahvehanelerin bu özelliğini kavramış olan IV Murad burada şeriat'a aykırı olarak tütün içildiği gerekçesiyle bu gibi yerleri kapatma yoluna gitmiş ve böylece devlet aleyhinde komploların üretildiği merkezleri bertaraf etme yoluna gitmiştir Devletin bir başka önlemi de, IV Murad devrinde olduğu gibi, yeniçerileri hükümete karşı komploların üretildiği kahvehanelerden uzak tutmak için orduyu devamlı cephede tutmasıdır
İsyancılar, isyan tertip etmek için belli bir yerde birçok kez biraraya gelirler Nitekim Hammer, genellikle yeniçerilerin isyan için toplandıkları ve plan yaptıkları yerin kendi kışlalarına çok yakm olan Etmeydanı'ndaki Orta Camii olduğunu (Hammer, C:4, Tarihsiz: 578) söylemektedir Ocak ağalarının Sultan İbrahim'i hal' etmek için toplantı yaptıkları mekan Orta Camii'ydi Nitekim aynı isyanda ulema da Fatih Camii'nde toplanmıştı (Mustafa Naima Efendi, C:4,1969:1833)
1648'deki isyanda Sipahiler Sultanahmed Camii çevresini yani Atmeydanı'nı mesken tutmuşlardı (Mustafa Naima Efendi, C:4, 1969: 1891) İbşir Paşa'ya karşı girişilen isyanda sipahiler Atmeydanı'nda toplanmışlardı (Mustafa Naima Efendi, C:6, 1969: 2577) Aym isyanda Yeniçeriler isyana Etmeydanı'ndan başlayıp ve daha sonra sipahilerle birleşmek için Atmeydanı'na girmişlerdi Naima, Etmeydanı'nı şöyle tarif etmektedir: "İstanbul'da, Aksaray semtinde bulunan bir meydan Yeniçerilerin (Yeni Odalar) denilen bir kısım kışlaları burada bulunurdu Yeniçeriler isyan çıkardıkları zamanlar bu meydanda toplanarak kazan kaldırırlardı (Mustafa Naima Efendi, C:6, 1969: 2582)
IV Mehmed'in hal'ini görüşmek üzere Kaymakam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın çağrısı üzerine bütün bilginler ve devlet ileri gelenleri Ayasofya Camii'nde toplanmışlardı (Mustafa Nuri Paşa, C:l-2,1992: 288)
Patrona Halil isyanında isyan mahalli olarak Yeniçeri kışlaları ortasındaki Et Meydanı seçilmişti (Mustafa Nuri Paşa, C:3-4,1992: 39)
İsyan mekanlarının Saray ve çevresini oluşturan çok dar bir bölgede kümelenmiş olması isyanların niteliğini de gözler önüne sermektedir Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluktaki iktidar mücadelesinin 3-4 kilometrekarelik bir alana
münhasır kalması iktidar mücadelesinin küçük bir yönetici zümre arasında geçtiğini ve halkın bu mücadeledeki rolünün mücadeleye girişenlerin taraftarını ve kalabalığını artırmaktan ibaret olduğu söylenebilir
2 İsyanların Planlaması İsyanların spontane gelişmesi nadir durumlarda vukua gelir Eğer mevcut dunun asilerin işini oldukça kolaylaştinyorsa plan yapmanın anlamı yoktur Mesela IV Mehmed'in hal'i vakasında cephede bulunan askerlere sadrazam çok fazla eziyet edince isyan aniden patlak vermiştir Öte yandan genel olarak yeniçeri ve sipahi isyanlarına bakıldığında plan yapıldığını söylemek mümkündür İsyanı tertip edenler, amaçlarına ulaşmak ve başanlı olmak için isyanı yürütecek kişileri özenle seçerler, isyancılar, isyana ne zaman başlayacaklannı, kimlerle ittifak kuracaklarını, sayılarını nasıl artıracaklarını ve istekleri konusunda bir birliktelik sağlamak için hayatları mevzubahis olduğundan ayrıntılı bir plan yapmak dununundadular Plan yapmanın mahzurları olduğu gibi plan yapmamak da büsbütün tehlikeli bir iştir Mesela Sultan İbrahim'in hal'i vakasında hükümetin ocak ağalanna suikast planı ortaya çıktığından ağalar Sultan İbrahim'in hal'ine sebep olan isyanı gerçekleştirmişlerdir
II Selim'in tahta çıkışı sırasında Padişahın cülus ve sefer bahşişi konusunda
geleneklere göre davranmaması sonucu askerlerin isyana hazmandığına Selaniki
Mustafa Efendi şahid olmuş, İstanbul'a dönüş yolunda askerlerin Litenız adlı bir köyde
büyük bir toplanû yaptıklannı, bu toplantıda isyan için plan yaptıklarını ve bu dununun
üst makamlara iletilmesine rağmen hiçbir önlem alınmadığını (Selaniki Mustafa
Efendi, C:l, 1989: 54) belirtir
III Selim'in hal'i vak'asında, yamaklar Nizam-ı Cedid elbisesini giymeyi
reddedip isyana başlayınca yeniçeri ocağından yamaklara ayaklanma şeklini göstermek
için gizlice karakullukçular gönderilmiştir (Ahmed Cevdet Paşa, C:4,1993:2072-2073;
Öztuna,C: 1,1998:474)
Ayrıca Alemdar vak'asında da olduğu gibi, isyancıların kamuoyu oluşması için ortamı hazırladıkları ve ortam isyan için elverişli bir hale geldiğinde ise gizli toplantılarım (Meşveret-i Hafiyye) sıklaştırdıkları (Ahmed Cevdet Paşa, C:5, 1993: 2250) söylenebilir
İsyancılann aynntuı plan yaptıkları, Alemdar vak'asında somut olarak görülmektedir Buna göre: İsyancılar, önce halkı ayaklandırmak, kulaklarını gürültüye alıştırmak, Bab-ı Aliye çıkarken askeri hareketi işitenleri yanıltmak için kendilerini yangın söndürücü gibi göstermek ve şayet Sadrazam kapıya çıkacak olursa kurşunla vurup öldürmek niyetinde idiler Fakat bu plan başarılı olmayınca başka bir tedbire başvurdular Öte yandan kendilerinden olanı olmayanlardan ayırabilmek üzere önceden bir parola (Sabahür) kararlaştırmışlardı (Ahmed Cevdet Paşa, C:5,1993:2253) 3 İsyan Önderlerinin Menşei
Öztuna, E Osman'ın hal'iyle sonuçlanan vak'ada ihtilalin arkasında bulunanlardan ikisinin, Sultan Mustafa'nın annesi Valide Sultan ile veliahd Şehzade Murad'ın annesi Kösem Mahpeyker Haseki olduğunu ve bunların bir çok saray adamını elde etmiş olduklarını (Öztuna, C: 1,1998: 329-330) ifade etmektedir
IV Murad dönemindeki isyanı yönlendirenler, Saka Mehmed, Cin Ali, Salih Efendi, Çalık Derviş, Mahmut Ağaoğlu ve Yemişçi Mustafa'ydı Recep Paşa'nın emirleri dahilinde hareket ettikleri iddia edilen bu kişiler köken itibariyle kapıkulu süvarisi yani sipahi veya yeniçeriydiler (Mustafa Naima Efendi, C:3, 1967: 1156) Aslında bu ve benzeri isyanları gerçekleştirenler yönetim ektinin askeri kanadından gelmekteydiler Nitekim İstanbul'un fethinden sonra gerçekleşen taht değişikliklerinde veya hükümet darbelerinde Anadolu halkının müdahalesi olmadığı söylenebilir Halk sadece gerçekleşen isyanda figüran rolü oynamaktan başka bir işe yaramıyordu Yönetim elitindeki grupların iktidar mücadelelerinden kaynaklanan bu isyanlarda halkın sorunlan dile getirilmemekte, sorunlann dile getirildiği durumlarda da bu tamamen isyana meşruiyet kazandırmak amacıyla yapılmaktaydı
1648'deki sipahi isyanında Naima, isyan liderleri olarak, Hüseyin Kethüda, Kara Kethüda, Bıyıklı Mahmud, Talaklı Ali, Oruç Ağa, Kara Abdullah, Ruznameci biraderi, Pandor Ah efendi, Deh Birader Ahmed Ağa, Oruç Bey ve Bengi Mehmed'i göstermektedir (Mustafa Naima Efendi, C:4, 1969: 1893) Bu isyanda da önderlerinin kökenlerine bakıldığında sipahi olduklan görülmektedir
İbşir Paşa'ya karşı girişilen isyanda, Kara Murad Paşa isyanı kolayca yönlendirmek için sipahilerden Kürd Mehmed, Deh Birader, Ak Ah, Mimar Mustafası ve Gümrük emini Salih efendi gibilerini kendine elebaşı olarak seçmiş ayrıca Sarayla, Ulemayla ve Yeniçeri ocağının büyükleriyle de temasa geçmişti (Mustafa Naima Efendi, C:6,1969:2574-2576)
Çınar Vak'asında asilere önderlik edenler, sipahilerden Hasan Ağa, Şamlı Mehmed, Karakaş Mehmed, Kara Osman, Yamak Ali'ydi (Mustafa Naima Efendi, C:6,1969:2662)
Ahmed Refik aslında Patrona Halil isyanına önayak olanların çarşı tellalı Arnavud Patrona Halil, Manav Muslu ve Kahveci Ah olduğunu fakat III Ahmed'i düşürmeye halk kütlesini alttan alta iki kişinin idare ettiğini, bunların Ayasofya Vaizi İspiri-zade ile İstanbul kadısı Arnavud Zülali Hasan Efendi olduğunu söylemektedir (Altınay, 1973: 118) Şem'dani-zade de isyanı asıl örgütleyenin hükümet aleyhinde konuştuğu için sürgün edilen Zülali Hasan Efendi olduğunu söylemektedir (Şem'dani-zade,C: 1,1976:6)
Kapıkulu ocağımn gerçekleştirdiği belli başlı isyanlar incelendiğinde bunların hemen hemen yarısının yeniçerilerin önderliğinde diğer yarısının sipahilerin önderliğinde gerçekleştiği görülür Söz konusu isyanların çoğunda yeniçerilerle sipahilerin birlikteliği söz konusuydu fakat bazı isyanlarda yeniçeriler ön planda olduğu halde bazılarında sipahiler liderlik konumundaydı Öte yandan bazı isyanları da sadece yeniçeri veya sipahiler idare etmişlerdi Zikredilen tüm bu isyanlarda ulema fetvalarıyla isyamn başarıya ulaşmasında büyük rol oynamışlardır İsyanlarda bir takım devlet adamlarının da rolü olmuştur Böylelikle isyan edenlerin menşeine bakıldığında ulema hariç bütün asilerin kapıkulu olduğu görülür Yönetici sımf içindeki iktidar mücadelesini yansıtan bu ayaklanmaların, 17 yüzyılın başından itibaren yeniçerilerin toplumla bütünleşmeye başlamalanyla birlikte toplumsal bir içerik kazandığım söylemek mümkündür
İsyan yönetim eliti içinde planlanmakta, isyan önderleri de bu zümre arasından özellikle kalabalıklan coşturup yönlendirebilecek karizmatik kişilerden seçilmekteydi İsyan önderleri genellikle isyanı tertipleyen ve isyan başanyla sonuçlanınca ortaya çıkan idari kadronun üst katmanlarından kişilerin taşeronu durumundaydılar İsyan başanyla sonuçlandığında isyan önderlerine fazla önemli olmayan devlet kademeleri verilerek ödüllendirilmekte fakat asiler bu makamlarda da fazla kalamadan bir şekilde ortadan kaldırılmaktaydı

İsyanlarda Meşruiyet Sorunu
İsyanlarda bazen esas amaç gizlenmekte asiler, kamuoyunu yanlarına çekebilmek için başka bir bahaneye sarılmaktaydılar Uzunçarşılı, Sultan İbrahim'in hal'inde böyle bir durumun yaşandığını söylemektedir: "Sultan İbrahim'in hal'i görünüşte devlet adamlarından, ulemadan ve ocak ağalarından samur kürk ve kese istenmesi ve ocak ağalarının bunu vermeyi reddetmesi ve yeniçerileri kışkırtması sonucu meydana gelmiş gibi görünmektedir Aslında vak'a ocak ağalarının çok güçlenmesi ve bu yüzden padişahın bunları ortadan kaldırmak istemesinden dolayı gerçekleşmiştir" (Uzunçarşılı, C:3, lKısım, 1995: 234-236) Sultan İbrahim çok güçlenen ve devlette oligarşik bir yönetim kurmuş olan ocak ağalannın hakimiyetlerine son vermek için bunları ortadan kaldırmak istemiş fakat bu daha önce haber alınınca karşı darbeyle tahtından olmuştur
Yine IV Mehmed döneminde meydana gelen Çınar Vak'asını Uzunçarşılı şöyle yorumlamaktadır: "Sipahilerin vezir ve defterdarların elinde iş yoktur denilmesi, ve şürekay-i saltanat diye saray ağalarına mahsus bir defter tertip edilmesi ve askerin isyana tahrik olunmasında kimlerin amil oldukları sarih olarak bilinmiyor; fakat o sırada hazine kethüdası ve sırkatibi olan Maanzade Hüseyin Bey 'in, saray dışındaki sadık ahbablarından aldığı haberde isyanın zahiri sebebinin ulufenin züyuf akçeyle ödenmesi olduğu ve hakikatte ise devlet tarafından mağdur olanların bu isyanı hazırladıklarını beyan ediyor Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi ise muharriklerin başında Zurnazen Mustafa Paşa'nın bulunduğunu" yazmaktadır Naima tarihi de isyanı tahrik edenlerin reisinin Zurnazen olduğunu (Uzunçarşılı, C:3, lKısım, 1995: 291) kaydediyor Bu isyanda da zahiri sebep ile gerçek sebebin aynı olmadığı görülmektedir Bir devlet adamının mevki elde etmek için askerleri doğrudan tahrik etmesi mümkün olmadığı için gerçek amacını gizleyip askerleri peşinden sürükleyebilmesi için onların çıkarına ters düşen bir devlet uygulamasını öne sürmesi, hedefine daha çabuk ve tehlikesiz bir şekilde ulaşmasına yardımcı olmaktadır
Sultan İbrahim'in hal vak'asında, Ocak ağaları veziri aradan kaldırıp yarar birini vezir etmeye karar verdikten sonra ilk iş olarak ulemayla bağlanü kump onların desteklerini almaya çalışmıştır (Naima Mustafa Efendi, C:4,1969:1833)
1648'deki sipahi isyanında, sipahi önderleri, yeniçerilerin kesinlikle tarafsız kalacağını düşünüyorlardı fakat bunun gerçekleşmediğini görünce efkar-ı umumiyeyi kendi yanlarına çekmek için ulemadan bir kısmını davet etme yoluna gittiler ancak bu girişimleri de akim kaldı (Hammer, C:5, Tarihsiz: 449; Mustafa Naima Efendi, C:4, 1969: 1893) böylelikle ulemayı yanlanna alamadıkları için isyan başansızlıkla sonuçlandı
Köprülü kendisine karşı girişilen isyanda, ilk iş olarak isyandan bir gün önce Şeyhülislam Bali Efendi'den bir hüsn-i hal vesikası almış, Şeyhülislam bunun sebebini sorunca, Köprülü: "Bundan amacın dostluğunuzun tecrübesi ve muhaliflerimin sizi de kendilerine celbedip etmediklerini anlamak' (Mustafa Naima Efendi, C:6, 1069: 2742-2743; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C: 3, 1 Kısım, 1995: 368-369; Hammer C:6, Tarihsiz: 20) olduğunu ifade etmiştir ve böylece asilerin Şeyhülislamı kendi yanlanna çekmelerini engellemiştir
Patrona Halil ayaklanması görünüşte (ekonomik ve kültürel) bir takım sebeplere dayansa da, ayaklanmayı örgütleyen İbrahim Paşa'nın karşıtlarıydı Elebaşı Horpeşteli Arnavut Halil, levendlik, Rumeli'nde yeniçerilik yapmış hemşehrileri arasında "Patrona" lakabıyla ünlenmişti Kendisini ayaklanma elebaşılığına itenlerin isteği uyannca 1730 yılı Ağustos'unda kadrosunu oluşturdu Ük isyan toplanüsını da 25 Eylül günü, Mevlid alayı sırasında yapü Muslu Beşe'yi ve Emir Ali'yi yardımcı seçti Ali Usta, Karayılan, Çınar Ahmed, Oduncu Ahmed, Derviş Mehmed, Erzurumlu Mehmed, Küçük Muslu, Kutucu Hacı da kolbaşılan oldular Zorbalar 28 Eylül Perşembe günü üç koldan bayrak açıp şeriat için herkesi bayrak altına çağırdılar (Sakaoğlu, 1999: 363-364) "İsteklerimiz şeriata uygundur! Muhammed ümmetinden olanlar dükkanını kapatsın ve bize katılsınr diyen Patrona Halil ve adamlarının sayısı onyedi idi (Hammer, C:7, Tarihsiz: 369) İsyanı örgütleyenler başanlı olabilmek için, elebaşılığa karizmatik, hatip, kitleleri peşinden sürükleyebilecek, çevresi geniş ve gözü kara kişileri seçerler
Ahmed Refik, Patrona Halil isyanını anlatırken isyancıların kendilerini nasıl meşru gösterdiklerini şöyle anlatmaktadır: "Bâb-ı Hümayun, pek çok defalar, isyan ve eşkiyalık kafilelerinin hücumlarına, balta ve gürz vuruşlarına hedef olmuştu Fakat içeride, padişahlar ve sadrazamlar, cellatlar vasıtasıyla boğdurulur veya hançerlerle parçalanırken; dışarıda, daima tekbir sodasının Bizans ufuklarına yükseldiği işitilirdi Bütün taşkınlıkları, halkın cahil sınıfina karşı meşru göstermek ve bu suretle kuvvet kazanmak için; onların saflığından; dine bağlılığından istifade yolları unutulmazdı (Altınay, 1973:117-118)
1648'deki isyanda sipahiler "Aramızda ulemadan adam bulunmalıdır^ deyip meydan camii karşısında oturan Sun'i efendiyi zorla kaldınp aralarına getirmeleri (Mustafa Naima Efendi, C:4, 1969: 1893) asilerin davalarının meşru olduğunu göstermek için ulemaya ne kadar ihtiyaç duyduklarını göstermektedir Öte yandan asiler fetva için almak istedikleri cevaba göre som sormaktadırlar Mesela E Osman'ın hal vak'asında asiler Müftiye şöyle bir som sormuşlar: "Sual; Padişah-ı cihanbanı azdurup Beyt-ül mal-i müslimini telefiitdürüp buna fitne vefetarete sebep olan kişilere şer'an ne lazım gelür? El-cevab-Katl lazım gelür" (Danişmend, C:3, 1972: 298) Bu şekilde sorulan bir somya müftinin vereceği cevap belli olduğu için asiler, dini hassasiyeti olan kamuoyunu yanlanna çekebilmek için fetvaya gerek duymaktadırlar Bu fetvayla asiler ulemayı yanlanna aldıklan gibi kamuoyunda da meşru olduklarını ispat etmiş olmaktadırlar Nitekim Naima da, İbşir Paşa'yı devirmek için girişilen isyanda da asilerin hemen müftiyi yanlanna almaya çalıştıklarını (Mustafa Naima Efendi, C:6,1969:2580-2581) ifade etmektedir
Bu gelişmelerin ışığı altında isyanlar hakkında genel geçer ilkeler öne sürülebilir: Bütün isyanlar için olmasa da birçok isyanda görünür sebeplerle asıl sebeplerin farklı olduğu görülmektedir Aslında isyanlar, çoğu zaman yönetici elit zümre içindeki çeşitli gruplann iktidar mücadelesinin bir tezahürü olduğu halde toplumda bu harekete bir meşruiyet sağlayabilmek için görünüşte toplumsal içerikli bir hava verilmeye çalışılır İktidardaki bir hükümet aleyhine gelişen isyanlarda isyanı yürütecek kişiler önceden belirlenir ve örgütlenir Bunlar isyanın başanlı olması için en uygun am kollarlar ve bazen Patrona Halil isyanında görüldüğü gibi daha önceden prova niteliğinde küçük bir denemeye de girişebilirler Son olarak isyamn başanlı olması için halkın desteği önemli olduğundan genellikle halkın kutsal saydığı değerler ön plana çıkanlır (isteklerimiz şeriata uygundur denmesi) ve bunu meşru göstermek için ulemadan fetva alınır İsyancılar fetva alırken genellikle öyle bir tarzda soru sorarlar ki fetva makamının istenen fetvayı vermemesi mümkün olmaz
İsyanların çıkış sebepleri iktisadi, sosyal veya siyasi olduğu halde asiler bütün isyanlarda "şer ile davamız vardır" diyerek şeriatı bir meşruiyet aracı olarak kullanmak zorunda kalmışlardır Ulema da bu meşruiyet aracının temsilcisi olması bakımından her zaman saygı görmüş ve desteğine ihtiyaç duyulmuştur
5 İsyanlarda Cephe ve İttifak Sorunu
Asilerin yapüklan ilk işlerden biri hemen zindandaki tutukluları kurtarıp topluluklarını genişletmek ve böylece isyanın basan ile sonuçlanma şansını artırmaktır (Uzunçarşılı, C:4, 1Kısım, 1995: 25) Meselâ Ağalar saltanaü olarak adlandınlan dönemde söz konusu Ağaların hakimiyetine son vermek için Ulema Saray'a çağrılmış ve Sancak-ı Şerif çıkarılarak yeniçerilerin isyan ihtimaline karşın bütün müslümanlar sancak altına davet edilmişti Ahalinin yanısıra sipahiler, cebeciler ile yeni odalardaki yeniçerilerden ayrılmış olan eski odalar yeniçerileri de Alem-i Şerif altına gelmişler (Hammer, C:5, Tarihsiz: 502-504; Naima Mustafa Efendi, C:5, 1969: 2155-2180; Danişmend, C:3, 1972: 417; Mustafa Nuri Paşa, C:l-2, 1992: 255; Mehmet Halife, 1999: 39-40; Solak-zade, C:2,1989: 605-606; Evliya Çelebi, C:3-4, 1986: 225-226) ve böylece asilerin kendi yandaşlarını artırmaya çalıştıkları bir ortamda Saray'da aynı stratejiyi uygulayıp meşruiyetini korumaya çalışmıştır
Şerif Mardin'e göre ise, ayaklanmaların örgütlenmesini mümkün kılan şey, yeniçerilerin kendilerinin bir parçası olan "çarşı" ahalisini işe karıştırmalarından başka, onların modern zamanlarda olduğu gibi kışlalarında hapsedilmemiş olmalarıdır (Mardin, 1995: 115;
Patrona Halil isyanında asilerin yaptıkları ilk işlerden biri, adamlar gönderip, Yemiş iskelesi tarafındaki Baba Cafer, Rumeli Hisarı, Galata zindanı, Tersanede ve taş gemilerindeki mahpuslan da salıvererek cemiyetlerini büyütmek olmuştu (Altınay, 1973: 12; Şem'dani-zade, C:l, 1976: 3; Danişmend, C:4,1972:18)
Lonca sisteminin kaü disiplininden kaynaklanan sonullardan dolayı büyük şehirlerin dış mahallelerinde kanun dışı yollardan yaşamaya ve çalışmaya mahkum bir yığın, Saray'a karşı girişilen şiddet hareketlerinde her an kullanılacak bir durumdaydı (Yerasimos, C:l, 1977:498)
Ahmed Lütfi Efendi, Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra İstanbul'dan yirmi binden fazla işsiz güçsüzün memleketlerine gönderildiğini (Ahmed Lütfi Efendi, C:l, 1999: 108) söylemektedir Bu da yeniçeri isyanlannda ayaktakımının oluşturduğu kalabalığı göstermesi açısından dikkat çekicidir
Asiler davalarının haklı olduğunu ve kamuoyunun yanlarında olduğunu gösterebilmek için öncelikle topluluklarım çoğaltmaya çalışırlar Böylece hem hükümet tarafından dikkate alınmaları ve isteklerini gerçekleştirmeleri kolaylaşır hem de dağıtılmaları güçleşir Asilerin topluluklarım çoğaltmak için başvurdukları en pratik yol zindanlarda bulunan mahpuslan salıvermektir Bu şekilde peşlerinden rahatça gelebilecek bir güruhu elde etmiş olurlar Öte yandan asilerin kalabalıklarım büyütmeye çalıştıkları isyanlar daha çok iktidarı elde etmeye çalışan küçük grupların tevessül ettikleri bir yöntemdir Şehzade Selim, II Selim, II Osman ve II Mustafa ile ilgili isyanlarda kamuoyunun büyük bölümü aym düşüncede olduğundan ayaktakımı işe karıştırılmamış, fakat özellikle Sadrazamlara karşı girişilen isyanlarda askerin küçük bir grubu isyan ettiği için cemiyetlerini büyütmek için ayaktakımını yanlarına çekmek zorunda kalmışlardır İsyan tertip edenlerin kurdukları ittifaklarım şöyle açıklamak mümkündür: Askeriler yani yönetici sımf mensubu olan yeniçeri veya sipahilerin başım çektiği asiler öncelikle ulemayla ittifak kurarlar çoğunlukla ulemayla ittifak isyan başlamadan önce gerçekleştirilir Ulema asilerin davalarının meşruiyeti için çok önemli olduğundan hayatiyeti açısından bunlarla ittifak birinci sırada gelir İsyan sonrasında başa geçecek hükümetin belirlenmesi için alternatif yönetici kadroyla bağlantılar genellikle Saray'ın Harem bölümü aracılığıyla gerçekleşir ve çoğu zaman Harem'in büyük etkisi vardır Bundan sonra yapılacak iş zaten yeniçerilerle içli dışlı olan esnafı isyanın içine çekmektir Geleceklerini böyle maceralara bağlayan ve hanlarda kalan bekar işsiz güçsüzleri ve mahkumları asiler güruhuna katmak da işten bile değildir 6 İsyanların Sistem İçindeki Yeri
IV Murad devrinde çıkan isyanda, isyancılar çok ileri gittiklerini düşünmüşler ve kendi güvenlikleri için padişahın da hal edilmesi gerektiğine karar vermişlerdi Nitekim bu olay Mufassal Osmanlı Tarihinde şöyle anlatılmaktadır: " zorbabaşılar bir toplantı yaparak bu kadar is karıştırdıktan sonra Sultan Murad tahtta kaldıkça kendilerine hakkı hayat olamayacağını hesaplayıp, Padişahı hal ederek şehzadelerden birini tahta geçirirlerse, hem Sultan Murad'dan kurtulmuş, hem de kendileri sayesinde tahta geçecek kimseyi memnun etmiş olacakları kararına vardılar fakat sipahilerin başı olan Rum Mehmet bu fikre yanaşmadı Ve: " daha fazla fesada teşebbüs edersek, alem ayak üzredir Allah saklasın Devlet-i Osmaniye inkıraza yüz tutup herc-ü merc olur Makul budur ki; bu mertebe ile iktifa oluna" demesinden dolayı aralarında anlaşmazlık çıkmış (Heyet, C:4, 1962: 1880) ve hal meselesi gündemden kalkmıştı Bu isyanda görüldüğü gibi isyancılar hedeflerini gerçekleştirdikten sonra çok ileri gittikleri düşüncesine kapılıp, isyandan sonra mevcut padişahın intikam duygusuyla hareket edeceğini tahmin ettiklerinden kendi hayatlarını güvenceye almak için darbe girişiminde bulundukları padişahı hal edip bu şekilde sorunu çözme yoluna giderler Aslında bu tür darbeler padişahın kendisine değil sadaret makamına yani hükümete karşı yapılmaktadır Yönetim elifine mensup gruplann iktidara gelmek için kullandıkları bir yol olan isyanlar deyim yerinde ise padişahı hal etmek gibi yan etkileri de bünyesinde banndınr Öte yandan, Padişahın tahttan indirilmesine karşı çıkan Sipahilerin başı Rum Mehmed'in ve yeniçeri ağası Köse Mehmed Ağa'nın IV Murad'in adamları olduğu yönündeki güçlü rivayetler, Padişahın Genç Osman'ın durumuna düşmemek için çok iyi bir istihbarat ağı kurduğunu da göstermektedir
IV Mehmed zamanında ocak ağalarının askerlerin maaşlarını ödemek için esnafa züyuf akçe verip karşılığında değerinden daha çok altın alıp aradaki farkı kendilerine ayırmak istemeleri üzerine çıkan isyanda ocak ağalan sancağ-ı şerifin çıkarılması ile çok zor durumda kalmışlar ve içlerinden Samsoncu Ömer adında biri, yeniçeri ağası Kara Çavuş'a hitaben; "Behey Sultanım! Ne durursuz? Ve ne oturursuz? Mademki padişahımız bizi birkaç tavaşiye değişti Ve yeniçerilere şehirlinin evlerini yağmaya ruhsat verelim Hepsi bizim tarafimıza dönerler Sonra donanmaya ve hudut boylarına adamlar uçurup, bütün seferde olan yoldaşları bunda getürelim Hünkarımız yalnız şehirli ile neye kadir olur?" deyince Yeniçeri Ağası Kara Çavuş, "Bre Ömer! Bre Eşşek! Bu senin söylediğin söz nasıl sözdür? Sus! O çeşit türrahatı (saçma sapan sözü) ağzına alma Birkaç günlük ömür için din ve devlete düşman ve kafirler gibi ihanet mi edelim? Ve cihan durdukça lanete siper olup, ocağımızın temeli yıkılup, harap olmaya sebep ve illet mi olalım? Allaha hamd olsun müslümanız Kavgamız devlet ve dünyaya aittir Sözümüz oldu ne güzelOlmadı, emir Allahındır Kazaya rızaÖnce beni, sonra sizi öldürürler Bir can için devlete ve Allah 'in kullarına suikast layık mıdır?" dedi (Naima Mustafa Efendi, C:5, 1969: 2165) Bu olayda, isyancıların her şeye rağmen devlete itaat fikrini koruduklarını, sistemi tamamen yok edebilecek davranışlardan kaçındıklarını ve oyunu kuralına göre oynama amacında olduklarını gösterir Ayrıca her şeyden önce isyancılar davalarının haklılığına ve toplumu bir tehlikeden kurtarmak için bu işe giriştiklerine kendilerini inandırdıktan için sonuçta hedefledikleri anarşi ortamı değil, eski idarenin yerine yenisini getirmektir
Alemdar olayında, IV Mustafa'nm idamı duyulduğunda yeniçerilerin, kim olsa padişahlık yapabileceği, gerekirse Esma Sultan'in, Konya'daM Mevlevi Şeyhinin ya da Giraylar'dan birinin tahta oturtulabileceği yolunda görüşler öne sürdükleri söylenmişti (Kunt vd, C:3, 1997: s 98; Ortaylı, 1983: 30-31) Bütün bunlar, yeniçeri ocağının patrimonyal anlamda, padişaha mutlak bağlılık ve itaatlerinin yok olmaya başladığını gösterir Ocağın bu şekilde sarayla bağlarını koparmış olması sonunu hazırlaması anlamına gelmekteydi Çünkü ocak bu haliyle hem yapılan reformlara karşı bir engel oluşturmakta hem de iktidar denkleminde saraya muhalif bir güç haline gelmiş olmaktaydı
16 yüzyıla kadar sistem için olağanüstü, bu yüzyıldan sonra sistemin kendini devam ettirebilmesi ve işleyebilmesi açısından rutin bir girişim olarak nitelendirilebilecek olan isyanları iki şekilde izah etmek mümkündür: Kurdukları çıkar ilişkileri sonucu bir şekilde iktidarı ele geçiren hükümetlerin padişahı da kendi kontrollerine almalarıyla birlikte iktidara gelmeye çalışan diğer iktidar grupları için mevcut iktidarın başarısızlığım bahane ederek isyan yoluna başvurmak tek çare olarak görünmekteydi Demokratik bir idare söz konusu olmadığı için başarısız hükümetlerin iktidarda kalma konusunda direnç göstermeleri, yönetim eliti içindeki diğer iktidar alternatiflerinin isyan yolunu tercih etmelerine sebep oluyordu İsyanların sistem için olağanüstü olup olmadığım belirleyen diğer bir unsur da veraset usulünün değişmesidir Özellikle III Mehmed'den soma şehzadelerin vali olarak taşraya gitme geleneğinin kaldırılması ve I Ahmed'den soma ekberiyet usulünün kabulüyle birlikte daha önce padişahın belirlenmesi konusunda yapılan mücadeleler, bu usulün konmasıyla birlikte iktidar mücadelesinin padişah belirlendikten sonra gerçekleşmesine sebep olmuştur Böylelikle bu döneme kadar sistem için olağanüstü sayılan isyanlar bundan soma rutin bir hale gelmiştir İsyanlarla ilgili yapılan bir çalışmada incelenen 28 isyandan 20'sinde isyancıların isteklerinin yerine getirildiği ve geri kalan 8 isyanın da başarısızlıkla sonuçlandığı ayrıca başarısız isyan girişimlerinin yedisinin sipahiler birinin de yeniçeriler tarafından gerçekleştirildiği de dikkat edilmesi gereken bir husustur (Ayrıntı için bkz Aslan, 2002: 223-316) Bu durum yeniçerilerin isyan konusunda sipahilerden çok daha iyi organize olduklarım göstermektedir Başkentte, Osmanlı'nın kapıkulları arasında vuku bulan isyanlar sistem içindeki bir mücadeleyi yansıttığı için ılımlı karşılanmakta ve başarılı olanlar hemen kabul görmekteydi İsyanlarda önemli olan asilerin yönetici elitten olmaları, ittifaklarım iyi kurmaları ve ulemayı yanlarına alarak kendilerini meşru gösterebilmeleriydi

İsyan Sonrası Düzen
I Edirne vak'asından sonra tahta oturan III Ahmed bu vak'ayı tertip edenleri yavaş yavaş temizlemeyi daha uygun bulup, ihtilali yapanlan teker teker birer bahaneyle ortadan kaldırmıştır (Uzunçarşılı, C:4, lKısım, 1995: 41; Mustafa Nuri Paşa, C:3-4,1992: s 25)
Patrona Halil isyanı sona erdikten sonra asiler idarecilerle, aralarında hiç kimsenin isyana katıldığı için cezalandınlmayacağı konusunda bir uzlaşmaya varmışlardı (Hammer, C:7, Tarihsiz: 381) Asilerin bu şekilde hayatlarını güvenceye almak istemeleri isyandan sonra idareyi gene aynı yönetici sınıfa devretme mecburiyetlerinden kaynaklanmaktadır Bu da zaten idarenin tamamen patrimonyal bir şekilde yapılandırıldığı sistemde yönetime başka talep olmamasından doğan bir zorunluluktur
Patrona Halil'in başını çektiği isyandan sonra tahta çıkan Sultan Mahmud cülus bahşişi dağıttı Bu dağıtımından sonra memnun olan askeri birlikler ayaktakımı ile kendi çıkarlannı kanştirmayı kestiler, dini bütün müslümanlar safında yer alarak Sancak-ı Şerif etrafından toplanmaya ve Şeyhülislam'in fetvasına uyarak kanşıklıkları uzatmak gayretindeki kişilerin üzerlerine yürümeye hazır olduklarını bildirdiler (Hammer, C:7, Tarihsiz: 380) İsyancı askerler amaçlarına ulaştıktan sonra ve maddi olarak da tatmin edildikten sonra isyanı sona erdirirler ve kendi çıkarları için kullandıkları ayak takımıyla ilgilerini keserler Devlet adamları veya ulema kendi amaçlannı gerçekleştirmek için yeniçerileri nasıl kullanılıyorlarsa yeniçerilerin de kendi amaçlanna ulaşmak için başkentteki ayak takımını aynı şekilde kullandıkları söylenebilir Ayak takımından kastedilen, başkentin işsiz, güçsüz ve mahkumlardan oluşan ve geleceği olmadığı için isyancılann peşinden kolaylıkla gidebilen insanlarıdır Ayrıca davalannın şer'i olduğunu söyleyerek ikna ettikleri ve isyanda cemiyetlerini çoğaltmak için kullandıkları halk tabakalarıyla ilişkilerini isyan sona erdikten keserler
Sultan Mahmud, Patrona'yı bir müddet idare etmeye çalışü Kendisine dolaylı yıldan rütbe teklif etti O zaman Patrona, kıymet ve meziyetini kendisi de takdir ederek: "Ömrümün ne suretle sona ereceğini bilmiyor değilim Şimdiye kadar, padişah tahta çıkaranlardan hiçbir kimse, yatağında ölmemiştir ki, ben öleceğim! (Altınay, 1973: 143; Mustafa Nuri Paşa, C:3-4, 1992: 41) demesi de sistemin işleyişini göstermektedir Görevleri sadece yönetim elitinin içinden birilerini iktidara getirmek olan isyancılar görevleri bittiğinde aMbetlerinin ne olacağının da farkındadırlar
Yeniçeriler, (III Selim'in halinden sonra olduğu gibi), isyan hareketinden sonra meydana gelen hadiselerden dolayı ocağın mensuplarından hiç kimsenin sorumlu tutulamayacağı, yeniçerilerin de bir daha devlet işlerine karışmayacaklarına dair hüccet imzalatırlardı (Heyet, C:5, 1962: 2818) Görünüşe göre Ocak, hem de harp zamanında yaptığı bu işi içine sindirememiş, onun için de kendini sağlama almak için böyle bir belgeye ihtiyaç duymuş, bu arada bir daha böyle bir şey yapmayacağım da taahhüt etmiş oluyordu Ne var ki, Osmanlı mutlakiyeti, padişahın mevkiini birilerine borçlu olmasını hiçbir vakit hazmedememiş, en kısa zamanda isyanla padişah değiştirenlerin başım yemekte kusur etmemiştir (Kunt vd, C:3, 1997: 92) II Osman, Sultan İbrahim, II Mustafa, III Ahmed ve III Selim'in hal'inden soma bunlara karşı darbe yapanlar bir şekilde ve kısa sürede ortadan kaldırılmışlardır
Ahmed Cevdet Paşa, III Selim devrinde Nizam-ı Cedid karşıtlannın tahrikleri sonucu çıkan Kabakçı Mustafa isyanında boğaz yamaklanna yeniçeri ocağından ayaklanma şeklini göstermek için gizlice karakullukçular gönderildiğini (Ahmed Cevdet Paşa, C:4, 1993: 2073) söylemektedir İsyan tecrübeleri oldukça fazla olan yeniçeriler bu isyanda amaç birliği ettikleri boğaz yamaklanna bu tecrübelerini aktarmışlardır


İsyan mekanlarının Saray ve çevresini oluşturan çok dar bir bölgede kümelenmiş olması (iktidar mücadelesinin 3-4 kilometrekarelik bir alana münhasır kalması) iktidar mücadelesinin küçük bir yönetici zümre arasında geçtiğini ve halkın bu mücadeledeki rolünün mücadeleye girişenlerin taraftannı ve kalabalığını artırmaktan ibaret olduğunu göstermektedir İsyancılann ayrıntılı plan yaptıkları, Alemdar vak'ası incelendiğinde somut olarak görülmektedir
İsyanlar yönetim eliti içinde planlanmakta, isyan önderleri de bu zümre arasından özellikle kalabalıklan coşturup yönlendirebilecek karizmatik kişilerden seçilmekteydi
İsyanların çıkış sebepleri iktisadi, sosyal veya siyasi olduğu halde asiler bütün isyanlarda "şer ile davamız vardır" diyerek şeriatı bir meşruiyet aracı olarak kullanmak durumunda kalmışlardır Ulema da bu meşruiyet aracının temsilcisi olması bakımından her zaman saygı görmüş ve desteğine ihtiyaç duyulmuştur
Ulema asilerin davalarının meşruiyeti için çok önemli olduğundan hayatiyeti açısından bunlarla ittifak birinci sırada gelir İsyan sonrasında başa geçecek hükümetin belirlenmesi için alternatif yönetici kadroyla bağlantılar genellikle Saray'ın Harem bölümü aracılığıyla gerçekleşir ve çoğu zaman Harem'in büyük etkisi vardır Bundan sonra yapılacak iş zaten yeniçerilerle içli dışlı olan esnafı isyamn içine çekmektir
Askerlerin çıkardığı isyanlar incelendiğinde yeniçerilerin isyan konusunda sipahilerden çok daha iyi organize oldukları söylenebilir İsyanlar sistem içindeki bir mücadeleyi yansıttığı için ılımlı karşılanmakta ve başarılı olanlar hemen kabul görmekteydi
İsyanla neyin amaçlandığı, iktidardan kimlerin uzaklaştırılacağı ve bunların yerine asiler tarafından kimlerin getirileceği, isyamn başarılı olabilmesi için hangi gruplarla beraber hareket edilmesi gerektiği, isyan sırasında nasıl bir yöntem uygulanacağı gibi konular, isyandan önce yapılan toplantılarda az çok belirlenir Bununla beraber isyamn başarısında, asilerin öne sürdükleri zahiri sebebin halk tarafından kabul edilebilir olması, ortamın isyana elverişli olması ve isyamn zamanlaması da önemli etkenlerdendir
Evrim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 
EvrimKullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
 
 

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim



Grafik Arşiv, Vektörel Arşiv